
5.DÜNYA SU FORMU 16-22 MART
Merhaba,
Merhaba; kelime anlamı benden size zarar gelmez demekmiş, Pera Palas şiir toplantılarının birisinde sıkı bir tartışma izlemiştim bu konuda. Kullanılmalı ,kullanılmamalı...
Yani aslında insan genel olarak zarar veren bir mahluk da ... Ben bu sözcüğü severek kullandığım için kullanmaya devam ettim. Dünyamızda ve ülkemizde insana ve doğaya yönelik vahşet acımasızca ruh karartıcı bir hızla devam ediyor.
Kaos hızla sarıp sarmalıyor hepimizi, sanki toplumsal bir travma geçiriyoruz. Dünyamızın üzerinde dolaşan uçan daireler mi buna sebep oluyor yoksa? Belki de dünyamız bir sera !!! Varlığımızla ilgili üretilen senaryolardan birisi de bu hepimiz kobayız bir şekilde.Yüklenen kodlara göre farklı davranışlar sergiliyoruz.
Yoksa nasıl açıklayabiliriz insanda ki vahşete bu kadar hızlı uyumu!.. Bir çocuk öldürülürken diğer çocuk salıncakta sallanarak seyrediyor bunu, çizgi film izler gibi. İnsanlar ne rahat kesip doğrayabiliyor en sevdiklerini ?...En anlayamadığım ise gençlerimizde ki korku ve dehşet filmlerine bu aşırı tutku. Ben uzay yolunu seyrederdim heyecanla ilk gençliğimde,sanki gerçekmişçesine.
Ateş düştüğü yeri yakıyor, İnsani duygular adını verdiğimiz hasletler geçmişte kalmış, uzak çok uzak sisler arasında hayal mayal anımsıyoruz. Vicdanlara seslenen karanlıklar da hala kendi ceplerini doldurmaya devam ediyor. Bosna..Marmara depremi şimdi de… soyguncular her yerde.
Sahi deprem de doğal değilmiş son duyduğumuza göre, birileri bir deney yapmış ülkemizde, ters tepmiş hesapları da milyonlarca insanımız boş yere heder olmuş. Bunu internette tesadüfen okuduğumda beynim hızla geçmişe döndü.
Yoğun ceset kokuları burnumuzun direğini kırarken Gölcük’teyiz, arkadaşlarımızla gönüllü olarak yardıma gittik depremzedelere. İnsanların yüzündeki o farklı ışık ,dehşet ve sevinç bir arada, başka illerden gelip deprem yardımlarını çalanların yanı sıra bizler bir avuç azınlıktık oralarda.
Binaların döşemeleri tost gibi yapışmış birbirine,kepçeler çalışıyor enkazı kaldırmak için, karşımda 4 katlı bir apartman adeta kağıt gibi dikine kesilmiş, mutfak rafında bardaklar, kahve fincanları ve bir beyaz sürahi görüyorum, cam!... devrilmemiş, kırılmamış...?
Şaşkınlık içinde etrafımı izlerken saçı başı toprak içinde kapkara bir kadın sevinçle sarılıyor boynuma çok mutluyum diye, yavaşça soruyorum ailen kurtarıldı mı? evet evet diyor boğulurcasına annem ve kocamı çıkardılar şimdi parçalanmamış. Nasıl yani diyorum fısıdayarak , yaşıyorlar değil mi ?
Karanlık kocaman bir surat içinde bir ışık belli belirsiz,ürküyorum,çakmak çakmak yanan gözlerden deliliğin eşiğinde korkunç bir acı akıyor yüreğime. Yok diyor tokat gibi yüzüme çarpan bir sesle "cesedi bütün" ???. Gömebileceğim başında ağlayıp dua edebileceğim bir mezarları olacak!...
Günlerdir Kepçeler sürekli kollar,bacaklar kafasız bedenler cıkarıyor enkazdan , bizimkiler parçalanmamış ben buna şükrediyorum... Boğazımda bir yumru nefesim kesiliyor konuşamıyorum, kalbime derin bir acı saplanıyor ve o tanımadığım kadına sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Birden birisi sertçe kolumdan çekip savuruyor ve bağırarak adeta koparıyor beni "Ne yapıyorsun Nurşen delirdin mi bitleneceksin şimdi!..."
Bu bir insan diyorum hıçkırarak, gözlerimi açıp bakıyorum karşımdakine,gözlerinde buz gibi bir ifade kendince doğru bildiğini yapıyor...
"En büyük dost doğa zamanla bunu anlayacaksın..."
Çadır kent ortamı zor, giysi yok,yemek yok, birileri ekmeği bile parayla satıyor, ayağında şortuyla bir adam dikiliyor karşıma haykırarak "kardeşim 8 katlı apartmanım vardı , param,altınlarım,bir anda her şeyim yerle bir oldu,ayağımda donla kalakaldım kimliğimi bile alamadım pende para ne gezer " diye feryat figan küçük bir çadırı işaret ediyor.
Karton tabela üzerinde ekmek...TL . yazıyor. Koşuşturuyoruz çaresizce, birilerine şikayet ediyoruz o çadırı ve kaldırtıyoruz hemen , belediyeler yemek çadırları kuruyor da vatandaş karnını doyuruyor.
3 ay sonra Kadıköy en vapurla karşıya geçiyoruz . Yanıma bir sanatçı dostumuz geliyor. Çadır kent anılarımızı paylaşıyoruz. Bana doğru eğiliyor, dinle diye kulağıma fısıldıyor yavaşça.
"Bir arkadaşımdan duydum, babası albay, Bu sizin deprem doğal değil, İsrail bir deney yapmış , bu yüzden milyonlarca kişi öldü ,Türk askerinden önce İsrail askerleri gitmiş oraya...
Ah canım memleketim ah.....yıllar sonra o fısıltı dilleniyor yeniden...Gerçekmiş galiba. Ben halkımın ödediği bedeli çok yakından izledim,canım yandı, insana ve hayata inancımı kaybettim.
Kendimi doğaya vakfedişim hep bu yüzdendir...


Kitapla buluşalım... Buluşturalım... Her köye Bir Kitaplık projemize Sığla Eğitim Merkezinde "Doğayla Barış Kütüphanesi" ile başlıyoruz. Yayınevleri, Kitap severler desteğinizi bekliyoruz.
Kapkaçcılar her yerde.
| E-Posta : | |
| Şifre: | |
| Şifremi Unuttum | |
| Üye Olmak İstiyorum | |

DAVET EDİYORUZ
"Endemik ve Nadir Türler Biyolojisi" Sempozyumu
2.Uluslar arası SIĞLA "Liquidambar orientalis Miller" Çalıştayı
Biyoçeşitliliğin Korunması ve Turizm Çalıştayı
Biyoinformatik Çalıştayı
Muğla-TÜRKİYE Tarih: Mayıs 2010
Danışmanımız ve Sempozyum Bilim Komisyonu Başkanı
Prof.Dr.Zeki KAYA
ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü Başkanı
| E-Posta : | |

